camii adabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
camii adabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2011 Perşembe

Namazda Adab


Namazda Adab

"Namazı dos doğru kılarlar."(Bakara Sûresi 3)

Bedenî ibadet ve taatlerden namazın tahsisi, namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir.
Evet, nasıl ki Fâtiha Kur'ân'a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir.
Meselâ secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.
Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe'nindendir.
Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin şerh ettiği gibi, öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın şe'nindendir.
Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir dâvettir. Bu dâvetin şe'nindendir ki, her kalb, kemâl-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi'raçvâri olan o yüksek münâcâta mazhar olsun.
Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbânîye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledir. Zaten insan, medenî olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlâhîye muhtaçtır.
O vesileye müraat etmeyen veya tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer. (İşaret-ül İ’caz, İman-ı Bilgayb, s.42)

ü  Cemaatle namaz kılacak olan kişinin, kametin tamamlanmasından sonra farz namaz için ayağa kalkması sünnettir.
Hanefi mezhebine göre ise “Hayye ala’s-salah” dendiği zaman ayağa kalkmak sünnettir. (Mehmet Keskin, Şafii İlmihali, syf.160)

ü  Namazda bol elbise giyilmelidir.
Namazın şartlarından birisi de setr-i avrettir. Setr-i avretin tam olarak sağlanabilmesi için elbisenin şeffaf olmaması ve vücud hatlarını belli etmemesi gerekir.

ü  Namaz kılarken giyilen elbiselerin temiz olmasına azami riayet etmek, namazın selameti açısından önem arz etmektedir.
Günlük hayatta insanlar arasına çıkılamayacak türden elbiselerle mümkün mertebe namaza durulmamalıdır.
Namazda müstehab olan mu'tad elbisedir. Yani başkasının yanına da giyilerek çıkılabilen elbisedir. Gecelik ve pijamalar, evde giyilen mu'tad elbiseler olduğuna göre, onunla namaz câiz olur. Fakat evlâ olan pijama ve geceliklerle namaz kılmamaktır. Çünkü temiz olmama ihtimali mevcuttur.
Hz.Ömer(r.a) pislik ve kirden sakınılmayan hizmet elbisesi ile namaz kılmakta olan bir kimseyi görünce ona hitaben: "Seni bâzı kimselere göndersem bu elbise ile gider misin?" diye sormuş; o da, "Hayır" deyince: "Cenâb-ı Hak, kendisi için süslenilmeğe en lâyık olandır." buyurmuştur.
Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Hulusi ağabey bu hususta şu hatırayı nakleder: “Hz. Üstad temizliğe çok dikkat ederdi. Her zaman, bilhassa Barla da iken üst üste iki çorap giyerdi. Namaza duracağı esnada üstteki çorabı çıkarır öyle namaza dururdu.”

ü  Namaz kılarken; kıyamda, secde yerine; rükû`da ayakların üzerine; secdede burnun ucuna; oturuşlarda ellerine ve selâm verirken de sağ ve sol omuz başlarına bakılmalıdır.

ü  Namazda iken esneme, öksürük ve geğirme gibi davranışları mümkün mertebe gidermeye çalışmalıdır.
Namazda esnerken ağzını tutmak adaptandır. Ağzını tutmak, dişleri dudakları arasında sıkmakla olur. Bu şekilde esnemeyi engellemek mümkün değilse kıyamda sağ elin tersini, sair rükünlerde de sol elini ağzına koyarak esnemeyi gizlemeğe çalışır.
Bir Hadîs-i şerîfte: "Cenâb-ı Hak aksırmayı sever, esnemeyi ise kerih görür. Esneyen kimse elinden geldiğince ona mâni olmaya çalışsın, hah hah diye ses çıkarmasın, Elini ağzına koysun." buyurulmuştur. (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 165)

ü  Namazda, bedeni ve elbisesiyle oynamak(etek toplamak, eşarp düzeltmek, pantolonu çekmek gibi), parmakları çıtlatmak ve Serinlemek maksadıyla eliyle yelpazelenmek gibi hareketler mekruhtur.
Namazın kemâli, ruhen ve bedenen huşû' ve sükûnet bulmak ve dünyevî işlerden kalben alâkayı kesmek ile olduğundan bu gibi işler mekruh görülmüştür.
Hadîs-i şerîf'te de: "Allah Teâlâ sizin namazda oynamanızı hoş görmez" buyurulmuştur.

ü  Tembellik eseri yanında takke taşımayı bir külfet sayarak veya başını örtmeyi ehemmiyetsiz görerek başı açık namaz kılmak mekruhtur. Takke takıp, Sarık sararak Namaz kılmak, fazileti bol sünnetlerdendir.
Hz.Rükâne(r.a) Peygamber Efendimizin(s.a.v) şöyle buyurduğunu naklediyor: "Takke üzerine sarık sarmak, müşriklerle aramızdaki farktır. Onu saran kimseye, her dolaması için, bir nur ihsan olur." (Ramuz, c.1/223-15)
Başka bir hadislerinde Resûlullah(s.a.v): "Sarık sarın da hilminiz(vakarınız) ziyadeleşsin!" buyurdular. (Mecma'uz-Zevâid, 5/19)
Hz. Peygamber(s.a.v) Abdurrahman bin Avf’in başına sarığını sardı ve arka tarafından dört parmak miktarında sarkıtıverdi ve: "İşte sarığını böylece sar. Çünkü böyle yapmak, daha açık ve daha güzeldir." (Ebu Dâvud, Libâs 24)
Allah'ın Resulü(s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Sarıkla kılınan iki rekât namaz, sarıksız olarak kılınan yetmiş rekâttan daha hayırlıdır" (Deylemi, Taç c.1 s.169)

ü  Cemaatle namaz kılarken safları sık ve düzgün tutmak, namazın tamam olmasını sağlayan hususlardandır.
İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Saflarınızı düz tutunuz. Omuzları bir hizaya getiriniz. Aralıkları kapayınız. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşlerinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız. Allah, safları bitişik tutanların gönlünü hoş eder. Safları bitişik tutmayanlara Allah nimetlerini lutfetmez.” (Ebû Dâvûd, Salât 93-98)
Başka bir hadislerinde ise Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Saflarınızı doğru tutun ki, kalplerinize nifak girmesin.” (İbni Mace, Müslim ve Nesai)

ü  Cemaatle Namaza dururken, öncelikle en ön safları doldurmak gerekir, yaşlılar var diye arka saflarda durmamalıdır. Birinci safa sıkışma imkânı varken, ikinci safta durmak mekruhtur.
Hz.Peygamber(s.a.v) buyurdular ki: “En hayırlı saf ilk saftır. İlk safın fazileti bilinseydi, oraya geçmek için kur’a çekilirdi. Allah ve melekler ilk safta namaz kılanlara, salât ve selam eder.” (Buhârî, Ezân 9; Müslim, Salât 129)

ü  Namazda Huşu; aslı kalp'te, tezahürü beden de olmak üzere ikisini de içinde bulundurur.
Kalbe ait tarafı, Rabbin azamet ve celâli karşısında kendi küçüklüğünü göstererek nefsi, Hakk'ın emrine baş eğdirip söz dinlettirecek ve Allahtan başka bir şeye yönelmeyecek şekilde kalbin son derece bir saygı hissi duymasıdır.
Beden ile ilgili yönü de, vücut urganlarında bu duygunun belirlenmesiyle bir sakinlik ve sükûnet meydana gelmesi, gözlerin önüne, secde yerine bakıp, sağa sola, şuna buna iltifat etmemesidir.
İçinde huşuyu barındıran namaz, Kur’an’da, kurtuluşun anahtarı olarak gösterilmiştir. “Namaz huşu sahiplerinin dışındakilere ağır gelir.” (Bakara, 2/45) mealindeki ayette huşu, namazın çekirdeği olarak gösterilmiştir.
“Muhakkak ki, iman edenler kurtulmuştur. Onlar öyle kimselerdir ki, namazlarını huşu ile kılarlar” (Mü’minun, 23/1-2) mealindeki ayette ise huşu namazın bir meyvesi olarak gösterilmiştir.
Bayram Yüksel ağabey hatıratında mevzu ile ilgili olarak Bediüzzaman hazretlerinden şu hatırayı nakletmiştir: “Üstadımız namazı çok huşu içinde kılardı. Sureleri okurken tane tane okurdu. Namaza dururken tam huzura vardığında, niyet ederken, “Allah u Ekber” dediği zaman bizler arkasında korkardık. Mübalağa olmasın, ahşap bina sarsılırdı.” (Son Şahitler, c.3, syf.31)


ü  Namaz kılarken sallanmayı, başını ve gözünü emredilen sınırların dışına çevirmeyi; Efendimiz(s.a.v) men etmiş; bu tür hareketlerin namazın sıhhatine engel olacağını belirtmiştir.
Ümmü Ruman(r.anha) demiştir ki; Namaz kılarken sallanıyordum. Ebû Bekir (r.a) gördü, beni öyle bir azarladı ki, az daha namazdan çıkacaktım. Sonra da dedi ki: Resulullah'ı dinledim, şöyle buyuruyordu: “Herhangi biriniz namaza durduğunda her tarafı sakin olsun, yahudiler gibi sallanmasın. Zira namazda azaların sükûneti namazın tamamındandır.” (Alusî, Tefsir, XVIII, 3)
Hz. Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kul, namazda sağa sola dönmedikçe Allah o kula rahmetini yöneltir. Kul, sağa sola döndüğünde Allah rahmetini ondan başka yere çevirir.” (Ebu Dâvud 909)
Başka bir hadislerinde ise Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazda sağa sola bakmak, şeytanın kulun namazından çaldığı şeydir.” (Buhari 718)
Diğer bir hadislerinde ise Hz.Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bazı kimselere ne oluyor ki namazda gözlerini göğe kaldırıyorlar? Ya onlar bundan vazgeçerler veya gözleri kör olur.” (Buharî 717; Müslim 428-429)

ü  Büyük camilerde ayaklar ile secde yeri arasından; küçük camilerde ise ayaklar ile kıble duvarı arasından geçmek; namaz kılanın namazının sıhhatine engel olmamakla birlikte, belirlenen sınırları aşıp namaz kılanın önünden geçen kişi için ehemmiyetli günahlardan sayılmıştır.
Peygamber efendimiz(s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde buyurdular ki; “Namaz kılanın önünden geçmenin günahını bilen, geçmeyip yüz yıl durmayı tercih eder.” (İbn-i Mace)
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namaz kılarken, hırçın bir çocuk, namazını kat'edip geçtiğinden, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm demiş. Ondan sonra çocuk daha yürümemiş öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş. (Mektubat, 19.Mektub)

ü  Uyuklayarak namaz kılmak, namazın mekruhlarından sayılmıştır. Zira İnsan bu durumdayken kıraati doğru yapıp yapmadığından emin olamaz.
Hz.Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Biriniz namaz kılarken uyuklarsa, uykusu dağılıncaya kadar yatsın. Zira uyuklayarak namaz kılarsa; istiğfar edeyim derken belki kendine söver.” (Buhari, 609; Müslim, 786)

ü  Yemeğin hazır bulunduğu bir vakitte namaz kılmak ve tuvalet ihtiyacı olduğu halde namaz kılmak mekruhtur. Çünkü bu durumdayken namaz hakkıyla eda edilemez.
Peygamber Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Yemek hazırken veya büyük ya da küçük abdest sıkıştırır vaziyetteyken namaz olmaz.” (Müslim, 560)
Peygamber Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Birinizin önüne akşam yemeği getirildiğinde, namaz için kamet geti­rilmiş olsa da önce yemeğini yesin, acele etmesin. Yemeğini bitirdik­ten sonra kalkıp namazını kılsın.(Buhari, 642; Müslim, 559)

ü  Dişlerin temizlenmesi için kullanılan sivâk veya misvağın İslâmda taabbudi bir yönü de vardır.
Hanefîlere göre, misvakla dişleri temizlemede abdestin, Şâfiîlere göre ise namazın sünnetlerindendir.
 Böylece her gün düzenli bir şekilde her abdest alındığında veya her namaz vaktinde, namazdan önce dişlerin de temizlenmesi amaçlanmıştır.
Hz.Âişe`den(r.a) nakledildiğine göre, Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Misvak kullanarak kılınan namazın, misvaksız namaza üstünlüğü yetmiş kattır." (Ahmet b.Hanbel, Müsned, 6/272)
Başka bir hadiste Peygamberimiz(s.a.v); "Eğer ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara her namazda misvak kullanmalarını emrederdim" buyurmuştur. (Buhari, Cuma 8)

Namazın Vaktin Evvelinde Kılınması
ü  Namazı vaktinde kılmanın ne derece tükenmez uhrevi bir sermaye olduğu anlaşılıyor ki, her namaz vaktinde âlem-i İslam denilen muazzam camide yüz milyondan fazla cemaat-i Kübra namaz kılıyor. O cemaate dua ediyor. Bizi doğru yola hidayet eyle diyor. Her biri umum cemaate hem şefaatçi, hem duacı oluyor.
O vakit namaza iştirak etmeyen hissesini alamaz. Kaynayan mîrî ve askeri kazanına karavanasını götürmeyen, tayinatını alamadığı gibi, Belki cemaat-i kübranın manevi matbahında kaynayan erzakını alamaz. Belki namaza iştirak ile o cemaatin ordusuna iştirak etmiş olmakla ve dualarına âmin demek olan namazı vaktinde kılmakla olabilir.”
Peygamber Efendimiz(s.a.v), Allah’ı en çok razı eden amelin vaktin evvelinde kılınan namaz olduğunu müteaddit hadislerinde ifade etmişlerdir:
“Namaz vakti nerede girerse hemen kıl. Çünkü fazilet vaktin evvelindedir.”
“Namazın ilk vakti Allah’ın rahmetine vesile olur, son vakti ise Allah’ın afvına vabestedir.”
"İnsanlar ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi." (Buhârî, Ezân 9, 32; Müslim, Salât 129, 131)

ü  Talebelerinin dilinden, Asrımızın büyük islam âlimi Bediüzzamandan hazretlerinden mevzu ile alakalı birkaç hatıra nakledelim:
Abdurrahman Akgül ağabey, mevzu ile ilgili hatırasını şöyle anlatır: Son mahkeme sırasında, akşam namazının vakti girdi. Bediüzzaman ayağa kalkarak “Ben namaz kılacağım. Biz buraya namazın hukukunu müdafaa etmek için geldik” dedi. Hâkim : “Kaza edersin” diye cevap verdi. O da “kaza olmaz, ben namaz kılacağım” diye ısrar etti ve yürüdü. Sonra savcı bana işaret etti. Ben koluna girdim, kalem de namazını kıldı. (Son Şahitler 3.Cild s. 143)
Bayram Yüksel ağabey de bu konudaki hatırasını şöyle anlatır: Üstad namaz vaktine çok dikkat ederdi. Namazı vaktinde kılardı. Mesela: Isparta’dan çıktığımızda Emirdağı’na beş dakika sonra varacak olsak bile Üstadımız kış, fırtına bile olsa beklemez, hemen namazını vaktinde kılardı. (Son Şahitler 3.Cild s.31)


Namazın Cemaatle Kılınması
ü  Âlem-i İslâmiyetin en acip harbi olan Bedir Harbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşmanın hücumuyla beraber mücahidlerin yarısı silâhını bırakıp cemaat hayrına şerik olmak, iki rek'at sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır.
Madem harpte bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayrı da sünnet olduğu halde, o sünnete riayet etmek en büyük bir hadise-i dünyeviyeye tercih edilmiş. Üstad-ı mutlakın böyle bir işaretinden bir nüktecik alarak, biz de ruh ve canımızla ittibâ ediyoruz.
Cemaate devam etmek, Cemaatle Namaz kılmak; kıyamet gününde Allahın gazabının dinmesine sebep olacak ehemmiyetli bir sünnet-i Müekkededir. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin(s.a.v) sünnetlerinin en kuvvetlisidir.
Nitekim bir Hadis-i Kudsi de şöyle buyurulmuştur: “Kıyamet gününde kullarıma azap etmek istediğimde, Cemaatle Namaz kılanlar, Kuran okuyanlar, İslam içinde bulunup birbirine sevgi besleyenler, seher vaktinde tövbe ve bağışlanma dileyenleri görünce gazabım diner.”
Resul-i Ekrem efendimiz(s.a.v), cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan 27 derece daha faziletli olduğunu ifade etmiştir. (Buhârî, Ezân 30; Müslim, Mesâcid 42)
Bir başka hadis-i şerifte ise “İki kişide olsa birlikte namaz kılmak yalnız başına kılmaktan efdaldir. Cemaat ne kadar çoğalırsa kılınan namaz Cenab-ı Hak yanında o kadar sevimli olur.” buyurmuşlardır. (Bezzar, Taberâni, Mecma'uz Zevâid)

Namazda Ta’dil-i Erkan
ü  Tadil-i erkân, Namazda rükû, rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, her bir rüknünün sükûnet, vakar ve itminan içinde yerine getirilmesi, acelecilik ve çabukluk gösterilmemesi demektir.
Ta'dil-i erkân'a riayet'in ölçüsü, rüknler arasında Sübhânallah diyecek kadar durmaktan ibarettir. Buna göre, meselâ rükûdan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhânallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhânallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri, Bakara suresinde mevzu ile alakalı bir ayetin tefsirini şöyle yapmıştır:
S-  kelimesine bedel, itnablı   nin zikrinde ne hikmet vardır?
C- Namazda lâzım olan ta’dil-i erkân, müdavemet, muhafaza gibi ikamenin ma’nalarını müraat etmeye işârettir. (İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, Âyet 2)

ü  Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha kuvvetli ve tesirli konuşuyor.
Evet, yirmi-otuzdan ancak bir-ikisi tâdil-i erkân ile namazını kılanlar içinde Risale-i Nur şakirtlerinden kırk ellisi umumen bilâistisna mükemmel namazlarını kılmaları, lisan-ı hal ile ve fiil diliyle öyle bir ders ve irşaddır ki; Nur şakirtleri, ef'alleriyle bu dersi verdikleri gibi, kalblerindeki kuvvetli tahkikî imanlarıyla dahi buradaki ehl-i imanı ehl-i dalâletin evham ve şübehatından kurtarmalarına medar çelikten bir kale hükmüne geçeceğini rahmet ve inayet-i İlâhiyeden ümit ediyoruz. (13.Şua’dan istihraç)
ü  İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, İmam Ebû Yûsuf gibi fukahanın çoğunluğu ta'dîl-i erkânın farz olduğu görüşündedirler. Riayet edilmemesi halinde namaz bâtıl olur ve ta'dîl-i erkâna riayet ederek yeniden kılmak gerekir.
Peygamber efendimiz(s.a.v) şöyle buyurdular: “İnsan namazını güzelce kılar, rükû ve secdelerini tam ve itidal üzerine yaparsa namaz ona şöyle der: “Sen beni nasıl koruduysan Allah da seni korusun.” Şayet namazı kötü kılar rükû ve secdelerini eksik ve noksan yaparsa, bu sefer şöyle der: “Sen beni nasıl zayi ettiysen Allah’ta sana öyle yapsın.”
Peygamberimiz(s.a.v) diğer bir hadisinde de Ebu Hureyre‘nin rivayetine göre şöyle sormuştur: “Size namaz hırsızından haber vereyim mi?” Ver ya Resulallah.  “Namaz hırsızı, namazın rükûunu, sücudunu noksan yapan, hakkıyla yerine getirmeyen kimsedir. Böyle bir kimsenin namazı, eski bir elbise gibi büzüştürülür ve yüzüne vurulur.” buyurmuştur. (Bihar, 84/257/55)
Ebû Hureyre’nin(r.a) rivâyetine göre bir gün Hz. Peygamber(s.a.s) mescide girdi. O arada bir adam daha mescide girdi ve namaz kıldı. Sonra Hz. Peygambere gelerek selâm verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Dön ve namazını kıl; çünkü sen namaz kılmadın" buyurdu. (Buhârî, Eymn 15; Tirmizî, Salat 110)
Bir başka hadisinde Hz.Peygamber(s.a.v): “Rükû ve secdeleri tamamlayın” buyurmuştur. (Buharî, Eymân, 3; Müslim, Salât, III; Nesâî, Tatbîk, 16, 60)
Diğer bir rivâyette de "Rükû ve secdelerinizi güzel yapın" (Ahmed b. Hanbel Müsned, II, 234, 319, 505) buyurulmuştur.
Hz. Peygamber(s.a.s) namaz kılarken rükûyu tam yapmayan, secdeye de yatıp kalkan bir adamı görünce: "Şu adam bu hali üzere ölse Muhammed milleti dışında ölmüş olurdu" buyurdu. (Buhârî, Ezan 119; Nesâî, Sehv, 66; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 384)
Ayrıca Hz.Peygamber(s.a.v) ahirette kişinin ilk sorguya çekileceği ibadetin namaz olduğunu haber vermektedir. Eğer namazı düzgün ise felah bulmuş, kurtulmuştur. Eğer namaz konusunda başarısız olmuş ise, hüsrana uğramıştır. (Tirmizî, Salât, 188; Ebû Dâvud, Salât 145; Nesâî, Salât 9, Tahrîm 2; İbn Mâce, İkâme 202)

ü  Hulusi ağabey, Barla Lahikasındaki bir mektubunda Üstad Bediüzzaman Hazretlerinden şu çok önemli tavsiyeleri nakletmiştir:
Ümit ve iman gibi pek âli sermayemiz var. Hoca efendi hazretlerinin âli tavsiyeleri:
Beş vakit namazını tâdil-i erkânla kıl. Yani, başka ibadete gücün yetmez. Namazın nihayetindeki tesbihleri yap. Yani, başka zikri yapamadım diye teessüf etme. Yedi kebâiri terk et. Çünkü sagairi arayacak zamanda değiliz. İttibâ-ı sünnet et. Zira bu zamanda arkasında gidilecek ve harekâtı taklide değer, saf, hâlis ve muhlis bir hâdi-ki, o da seni yine bu yola götürecektir-maalesef bulamayacaksın.
Belki bu yola çıkaracaklar vardır; fakat kömürle elması kim fark edecek? Öyleyse, sen çalış, ondan daha iyi kılavuz bulamazsın. (Barla Lahikası)

Namaz Tesbihatı
ü  Cenab-ı Hakka vâsıl olacak tarikler(yollar) pek çoktur. Bütün hak tarikler Kur'ân'dan alınmıştır. Fakat tarikatlerin bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarikler içinde, Kur'ân'dan nebean eden "acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarikidir.
Şu kısa tarikin evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkânla kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.
Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir(a.s.m) ve Velâyet-i Ahmediyenin(a.s.m) evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür.
Nasıl ki, risalete inkılâp eden velâyet-i Ahmediye(a.s.m) bütün velâyetlerin fevkindedir. Öyle de, o velâyetin tarikatı ve o velâyet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir.
Demek, tesbihat-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var. (Kastamonu Lahikası)

ü  Mustafa Sungur ağabey Hatıratında Namaz Tesbihatıyla alakalı, Bediüzzaman Hazretlerinden şu hatırayı nakletmiştir:
Afyon' da namazdan sonra namaz tesbihatına temasla; “Tesbihatta, ´Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber' derken kalbi hüşyar bir mü'min o vakitte namaz kılan, tesbihat eden milyonlar mü'minler cemaatı arasına manen girer, onlarla beraber söyler. Hatta daha ileri gitse bütün zaman ve mekânlardaki mü'minlerle beraber olarak, ortada Resûl-i Ekrem(a.s.m) sağında enbiyalar, solunda evliyalar ve bütün mü’minler beraber tesbihat edebilir” demişti.
Yine birgün, “Ben namazdan çıkışta “Esselâmü aleykûm ve rahmetullah” dediğimde, sağımda enbiyaları, sol tarafımda evliyaları niyet ederek öyle selâm veriyorum” demişlerdi.
Evet Üstadımız defaatle, ´Benim hayatım intizamla geçmiştir´ derdi. Evet, Üstadımızın hayatı, hatta her 24 saat günlük hayatı intizamlı idi. Gece ibadeti, teheccüd namazı ve mutlaka seher vaktinde uyanık ve tesbihatta ve duada olması daimî idi. Gece evrad okuduktan sonraki dua zamanı çok ehemmiyetli idi. Herhalde o zamanda bir vakti vardı ki, külliyet kesbedip bütün zerrat-ı kâinat namına tesbih ve tahmid ederdi. Gündüz de; yemeği, risale tashihi ve ziyaretçilerle sohbeti vardı ki, hep intizamlı idi. (Son Şahitler 4.Cild s.15)


ü  Molla Hamid ağabey hatıratında Bediüzzaman Hazretlerinden şu hatırayı nakletmiştir:
Hazretin Arkasında kıldığım namazlardan çok zevk alırdım. Namaza duruşu bir mehabet ve haşyet verirdi insana. Namazdan sonra tesbihat hakkında şu dersi vermişti bize: Namazın sonunda tesbihat, namazın tohumu, çekirdekleri hükmündedir.”
Hazin bir sada ile bizden çok ağır tesbihat yapardı. “Sübhanallah” derken, çok içten ve yavaş bir şekilde duyardık sesini. Çok namaz kılan hocaları görmüşümdür. Fakat böyle hazin ve huşu içinde kılana rastlamadım. “Lailahe illallah” diye tesbihata başladığı zaman, eğer yanında bir tarikat ehli olsa cezbeye gelirdi. Sesi top güllesi gibi tok çıkıyordu. (Son Şahitler 1.Cild s.113)


Nafile Namazlar ve Adab


Nafile Namazlar ve Adab

“Evlerinizde Nafile Namaz kılınız. Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz.” (Müslim 777)

ü  Hem dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise, semerâtı uhreviyedir. Dünyevî maksatlar ise, o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksatlar, gayeleri değil.
Meselâ, yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa, o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyetle olsa, o dua, o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz.
Nasıl ki, güneşin gurubu, akşam namazının vaktidir. Hem güneşin ve ayın tutulmaları, "küsuf ve husuf namazları" denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir.
Yani, gece ve gündüzün nuranî âyetlerinin nikaplanmasıyla bir azamet-i İlâhiyeyi ilâna medar olduğundan, Cenâb-ı Hak, ibâdını o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi müneccim hesabıyla muayyen olan ay ve güneşin husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir.
Aynı onun gibi, yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duaların evkat-ı mahsusalarıdır ki, insan o vakitlerde aczini anlar; dua ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlakın dergâhına iltica eder.
Eğer dua çok edildiği halde beliyyeler def olunmazsa, denilmeyecek ki, "Dua kabul olmadı." Belki denilecek ki, "Duanın vakti kaza olmadı." Eğer Cenâb-ı Hak, fazl ve keremiyle belâyı ref etse, nurun alâ nur, o vakit dua vakti biter, kaza olur.
Demek, dua bir sırr-ı ubudiyettir. Ubudiyet ise, hâlisen livechillâh olmalı. Yalnız aczini izhar edip, dua ile Ona iltica etmeli, rububiyetine karışmamalı. Tedbiri Ona bırakmalı, hikmetine itimad etmeli, rahmetini itham etmemeli. (23.Söz, 5.Nokta)

ü  Evet, hakikat-i halde, âyât-ı beyyinâtın beyanıyla sabit olan budur ki: Bütün mevcudat, herbirisi birer mahsus tesbih ve birer hususî ibadet, birer has secde ettikleri gibi, bütün kâinattan dergâh-ı İlâhiyeye giden, bir duadır:
Ya istidat lisanıyladır; bütün nebâtat ve hayvânâtın duaları gibi ki, herbiri lisan-ı istidadıyla Feyyâz-ı Mutlaktan bir suret talep ediyorlar ve esmâsına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar.
Veya ihtiyac-ı fıtrî lisanıyladır; bütün zîhayatların, iktidarları dâhilinde olmayan hâcât-ı zaruriyeleri için dualarıdır ki, herbirisi o ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla Cevâd-ı Mutlaktan idame-i hayatları için bir nevi rızık hükmünde bazı metâlibi istiyorlar.
Veya lisan-ı ıztırariyle bir duadır ki; muztar kalan herbir zîruh, kat'î bir iltica ile dua eder, bir hâmî-i meçhulüne iltica eder, belki Rabb-i Rahîmine teveccüh eder.
Bu üç nevi dua, bir mâni olmazsa, daima makbuldür.
Dördüncü nevi ki, en meşhurudur, bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır: Biri fiilî ve hâlî, diğeri kalbî ve kàlîdir.
Meselâ, esbaba teşebbüs, bir dua-yı fiilîdir. Esbabın içtimaı, müsebbebi icad etmek için değil, belki lisan-ı hal ile müsebbebi Cenâb-ı Haktan istemek için bir vaziyet-i marziye almaktır. Hattâ çift sürmek, hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. Bu nevi dua-yı fiilî, Cevâd-ı Mutlakın isim ve ünvanına müteveccih olduğundan, kabule mazhariyeti ekseriyet-i mutlakadır.
İkinci kısım, lisanla, kalble dua etmektir. Eli yetişmediği bir kısım metâlibi istemektir. Bunun en mühim ciheti, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur ki: Dua eden adam anlar ki, Birisi var, onun hâtırât-ı kalbini işitir, herşeye eli yetişir, herbir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder.
İşte, ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medârı olan bir vesileyi elden bırakma. Ona yapış, âlâ-yı illiyyîn-i insaniyete çık, bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını kendi duan içine al, bir abd-i küllî ve bir vekil-i umumî gibi  de “Rabbimiz, ancak Senden yardım dileriz.” (Fâtiha Sûresi, 1:5), kâinatın güzel bir takvimi ol. (23.Söz, 5.Nokta)

ü  Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesinin menbaı üçtür: akvâli, ef'âli, ahvâlidir. Bu üç kısım dahi üç kısımdır: ferâiz, nevâfil, âdât-ı hasenesidir.
Farz ve vâcip kısmında ittibâa mecburiyet var; terkinde azap ve ikab vardır. Herkes ona ittibâa mükelleftir.
Nevâfil kısmında, emr-i istihbâbî ile, yine ehl-i iman mükelleftir; fakat terkinde azap ve ikab yoktur. Fiilinde ve ittibâında azîm sevaplar var. Ve tağyir ve tebdili bid'a ve dalâlettir ve büyük hatadır.
Âdât-ı seniyyesi ve harekât-ı müstahsenesi ise, hikmeten, maslahaten, hayat-ı şahsiye ve nev'iye ve içtimaiye itibarıyla onu taklit ve ittibâ etmek gayet müstahsendir. Çünkü herbir hareket-i âdiyesinde çok menfaat-i hayatiye bulunduğu gibi, mütâbaat etmekle, o âdâb ve âdetler ibadet hükmüne geçer.” (Lem’alar, 13.Lem’a)

ü  Nafile Namazlar:
Farz veya vacib namazlar dışında kalan ve Resûlullah(s.a.s)'ın kıldığına dair rivayet bulunan namazlar demektir.
Nâfile ibadetler, insanı farzları edaya hazırlar. Nâfile ibadetleri ihmal eden farzları da ihmale maruz kalır.
Nafile ibadetler; sünnet olan nâfileler ve mendup olan nafileler olmak üzere ikiye ayrılır;
Sünnet olan nâfile(Sünnet-i Müekkede), Allah elçisinin yapmağa devam ettiği ve ancak nâdir olarak yapmadığı kuvvetli işlerdir. Kimi zaman bu işleri yapmamasının sebebi insanlara farz olmadığını göstermektir.
Bir hadiste bu nitelikteki sünnetler şöyle belirlenmiştir: "Her kim bir gün ve gecede, farz namazlar dışında on iki rekat namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir ev bina edecektir. Bunlar şu namazlardır: Sabah namazından önce iki rekat, öğleden önce dört rekat, öğleden sonra iki rekat, akşamdan sonra iki rekat ve yatsıdan sonra iki rekat" (Tirmizi, Salât 189; Nesâî, Kıyâmül-Leyl 66; İbn Mâce, İkâme 100)
Mendup olan nâfile(Sünnet-i Gayrı Müekkede) ise, Hz. Peygamber'in bazan yapıp, bazan yapmadığı, kuvvetli olmayan sünnetlerdir.

ü  Sabah namazının farzından önce kılınan iki rek’atlık sünnet:
Bu namaz en kuvvetli bir sünnettir. Hz.Peygamber(s.a.v), sabah namazının iki rekatı gibi başka hiç bir nâfile namaza devam etmemiştir.
Başka bir sünnet kaza edilmezken, sabah namazını kılamayan kişi aynı gün zevalden önce onu kaza ederken, sünnetini de birlikte kılar.
Diğer yandan ikinci rekâtta bile imama yetişebileceğini anlayan kimse önce sünneti kılar, daha sonra imama uyar.
Hz.Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Sizi atlar kovalasa da sabah namazının iki rekât sünnetini terk etmeyin." (Ahmed b. Hanbel, II, 405)
"Sabah namazının iki rekât sünneti, dünyadan ve dünyada bulunan her şeyden daha hayırlıdır." (Müslim, Misâfirîn 96-97; Tirmizî, Salât 190)

ü  Teravih namazı:
Bu namaz erkek ve kadın için müekked sünnettir. Çünkü terâvih namazına hem Hz.Peygamber(s.a.v), hem de ondan sonra raşid halîfeler ve ashab-ı kirâm devam etmişlerdir.
Terâvih namazı tek başına kılınabilir, fakat cemaatle kılınması daha faziletli olup sünnettir. Çünkü Resûlullah(s.a.s), Ramazanın üçüncü, beşinci, yedinci ve yirminci gecelerinde bu namazı mescitte cemaatle kılmıştır. Sonra müminlere farz olur endişesiyle mescide çıkıp kıldırmamıştır.(Zeylaî, a.g.e., II, 152; eş-Şevkânî, Neylül-Evtâr, III, 50 vd.; ez-Zühayli, el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, II, 43).
Terâvih namazı Ramazan ayına mahsus olup, yatsı namazından sonra ve vitirden önce kılınır. Bu namazın gece yarısından veya gecenin üçte birinden sonraya bırakılması müstehaptır.
Terâvih namazının rek’at sayısı yirmi olup bu sayı Hz.Ömer'in uygulamasına dayanır. Çünkü Hz.Ömer(r.a) halîfeliğinin sonuna doğru bu namazı Mescid-i Nebevî'de Devlet başkanı olarak yirmi rekât kıldırmıştır. Bu miktara sahabeden karşı çıkan olmamıştır.
Hz. Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Benden sonra, benim sünnetimden ve raşid halîfelerimin yolundan ayrılmayın" (Ebû Dâvûd, Sünnet 5; Tirmizî, İlim 16; İbn Mâce, Mukaddime 6; Dârimî, Mukaddime 16)

ü  Evvabin namazı:
Evvâbîn, evvâb kelimesinin çoğulu olup, Allah Teâlâ'ya çokça yönelen kişi anlamına gelir. İki ilâ altı rekâta kadar kılınabilir. Bir, iki veya üç selâmla kılmak mümkündür.
Hz. Peygamber, akşam namazından sonra altı rekât namaz kılınan evvâbînden sayılacağını bildirmiş ve arkasından şu ayeti okumuştur: "Eğer siz iyi olursanız, şunu iyi bilin ki Allah kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri(evvâbîn) son derece bağışlayıcıdır" (el-İsrâ,17/25; İbn Kesîr, Tefsîr; İstanbul 1985, V, 64, 65)
Ebu Hureyre’den(r.a) nakledilen bir hadiste, Peygamberimiz(s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kim akşam namazından sonra aralarında dünyevi kötü bir şey konuşmaksızın altı rekât namaz kılarsa, kıldığı bu altı rekâtlık namaz, onun için on iki senelik ibadete denk kılınır." (Tirmizi, Mevakit 204; Salat 431)    
Ayrıca Peygamberimiz(s.a.v), akşam namazından sonra altı rekât nafile namaz kıldığı ve "Her kim akşam namazından sonra altı rekât nafile namaz kılarsa, denizlerin köpükleri kadar olsa bile günahları affedilir." dediği nakledilmektedir. (Heysemi, Mecmeuz Zevaid, II, 230)

ü  Kuşluk Namazı(Duha Namazı):
Duhâ kelimesi; kuşluk vakti, gün aydınlığı manalarına gelir. Duha namazının vakti, güneş doğup bir miktar yükseldikten sonra başlar(takriben iki saat sonra), istiva(öğle kerahet vaktinin başladığı zaman, yani öğle namazından 30-40 dakika öncesi) zamanına kadar sürer.
Mendub bir namazdır. 2, 4, 8 veya 12 rek`at olarak kılınabilir. Resûl-i Ekrem`in(a.s.m) kılmayı sevdikleri bir namazdı.
Kuşluk namazı ile ilgili Resûl-i Ekrem`den(a.s.m) şu hadîs-i şerîf mervîdir: "Kim kuşluk vaktinde namaz kılmaya devam ederse, günahları denizköpüğü kadar dahi olsa(kul hakkı hâriç) mağfiret olunur." (Tirmizi, Vitr 15)
Ebu Hüreyre'den; Resûlullah(s.a.v) bana üç şeyi tavsiye etti; onları ölünceye kadar bırakmam: “Her aydan üç gün oruç tutmak, duhâ(kuşluk) namazı kılmak, vitir namazı kılıp da uyumak." (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 151)
Ebu Zerr ve Ebu 'd-Derdâ(radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Resulullah(a.s.m) buyurdular ki: Allah Teâlâ hazretleri dedi ki: “Ey Âdemoğlu! Günün evvelinde benim için dört rek'at namaz kıl, ben de sana günün sonunu garantileyeyim.” (et-Terğip ve't-terhib, c.1 s.464)
Taberânî Mu'cemü'l-Kebir adlı eserinde Ebu'd-Derdâ(r.a) yoluyla Peygamber Efendimizin (s.a.s) şöyle dediğini naklediyor: "Kim iki rekât duhâ namazı kılarsa o kimse gafil kimselerden olmaz. Kim duhâ namazını dört rekât kılarsa Allah'a ibadet eden kimselerden olur. Kim bu namazı altı rekât kılarsa o gün ona duhâ namazı olarak kâfi gelir. Kim yine bu namazı sekiz rekât kılarsa, Allah o kimseyi kendisine itaat eden kimselerden kabul eder. Ve kim ki bu duhâ namazını oniki rekât kılarsa Allah ona Cennet'te bir köşk yapar." (et-Tahtavî, 321)

ü  Teheccüd Namazı:
Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya kısa bir uykudan sonra kalkıp kılınacak nâfile namaza "gece namazı(salatül-leyl)" denir. Bir süre uyuduktan sonra, gecenin yarısından imsak vaktine kadar kalkılıp kılınırsa "teheccüd" adını alır.
Teheccüd namazının vaktiyle ilgili olarak gelen rivayetlerde, gecenin ortası veya son kısmının namaz, dua ve istiğfarla ihya edilmesi tavsiye edilmektedir.
İslâmın ilk devirlerinde henüz beş vakit namaz farz kılınmadan önce teheccüd namazı bütün mü’minlerin üzerine farzdı.
Miraç’la birlikte beş vakit namazın farziyeti sâbit olunca, teheccüd namazı ümmet için nâfile bir namaz olarak kalırken, bir Peygamber hassası olması cihetiyle sadece Peygamberimiz(a.s.m) için farziyeti devam etti.
Bu namaz iki rekâttan sekiz rekâta kadar kılınabilir. Yani, imkân nisbetinde iki, dört, altı veya sekiz rekât olarak kılınabilir.
Cenab-ı Hak, mealen bazı ayeti kerimelerde şöyle buyurmuştur:
Onlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye kapanarak geçirirler.” (Furkan, 64)
“Şüphesiz ki gece kalkıp ibadet etmek daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir. Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır.” (Müzzemmil, 6-7)
“Gece Teheccüd namazı kılmak için yanları yataklarından uzaklaşır. Korku ve ümid ile Rabblerine dua ederler. Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden de hayra harcarlar. Artık onlar için, yaptıklarına karşılık olarak gözler aydınlatıcı nimetlerden kendilerine neler hazırlandığını kimse bilemez.” (Secde, 16-17)
Hz. Bilal(r.a) anlatıyor: Resulullah(a.s.v) buyudular ki: "Size geceleyin kalkmayı tavsiye ederim. Çünkü o, sizden önce yaşayan Salihlerin âdetidir; Rabbinize yakınlık (vesilesi)dir; günahlardan koruyucudur; kötülüklere kefarettir, bedenden hastalığı kovucudur." (Tirmizî, Deavât 101)
Ebû Hüreyre(r.a), Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet etmiştir: “Gecenin üçte ikisi geçip de son sülüsü kaldığında Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ (keyfiyeti bizce meçhul bir halde) her gece dünyanın semasına inerek buyurur ki: Hani bana kim dua eder ki, onun duasına icabet edeyim! Benden kim hacet ister ki, dileğini vereyim! Benden kim mağfiret diler ki, onu mağfiret edeyim!” (Sahihi Buhari, Teravih 590)
Sahih bir hadiste, Peygamberimiz (a.s.v), "Farz namazlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır. Geceyi iki kısma bölersen, son kısmı namaz için en faziletli vakittir. Eğer geceyi üçe bölersen, ortası en faziletli vakittir” (Tecrid-i Sarih Terc. IV, 16) buyurmuşlardır.

ü  Abdest Namazı:
Abdestten veya gusül abdestinden sonra vakit elverişli ise, yaşlık kuruyacak kadar bir süre geçmeden iki rekât namaz kılınması menduptur.
Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Her kim abdest alır sonra da kalkıp iki rekât namaz kılarsa ve bu iki rekata kalbiyle yönelirse, o kimseye cennet vacip olur.” (Buhârî, Vüdû 24; Müslim, Tahâre 5, 6,17; Ebû Dâvûd, Tahare 65)

ü  Tahiyyet-ül Mescid Namazı:
Mescide girildiğinde, Mescidin Rabbine selam vermek ve O'nu yüceltmek amacıyla iki rekât namaz kılması sünnettir.
Bir mescide girip de, meşguliyetinden veya vaktin keraheti gibi bir sebebden dolayı Tahiyyatü'l-Mescid namazını kılamayacak olan bir müslümanın: "Sübhanellahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" demesi de müstahab görülmüştür.
Hadiste şöyle buyurulur: “Sizden her kim mescide girerse iki rekat namaz kılmadan oturmasın.” (Buhârî, Salât 60, Teheccüd 35; Müslim, Misâfirîn 69, 70; Tirmizî, Salât 118)

ü  İstihare Namazı:
İstihare; bir şeyin hayırlı olanını istemek demektir. İstihare namazı, nasıl hareket edileceği bilinemeyen mübah işlerde, manevi bir işarete nail olmak için kılınan iki rekâtlık bir namazdır. İstihare duasından sonra kıbleye yönelerek yatılır.
Cabir b. Abdullah(r.a) şöyle demiştir: Hz. Peygamber bütün işlerde bize Kuran’dan bir sure öğretir gibi istihareyi öğretir ve şöyle buyururdu: "Sizden biri bir iş yapmak istediği vakit, iki rekât namaz kılsın ve istihare duasını okusun.” (Buhârî, Teheccüd 25)

ü  Tesbih Namazı:
Tesbih namazının belli bir vakti yoktur. Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir. Bu namazı dört rekat olarak kılmak mümkün olduğu gibi, iki rekatın sonunda selam vermek suretiyle, ayrı ayrı ikişer rekat halinde kılmak da mümkündür. Her rekatta Fatiha ve bir sure okunur. Bu namazda üç yüz kere şu tesbih duası okunur: “Sübhanallahi vel-hamdü Lillahi ve la ilahe illallahü vellahü ekber ve la havle vela kuvvete illa billahil-aliyyil-azim”
Efendimiz(s.a.v), Tesbih namazını her gün, bu olmazsa cuma günü, bu olmazsa ayda veya yılda bir kere, bu da olmazsa ömründe bir defa kılınmasını tavsiye etmiştir.
Hz. Peygamber amcası Abbasa(r.a) kendisini Allah'a yaklaştıracak bir ameli bildirmek için tesbih namazını talim buyurmuş ve eğer bu namazı kılarsa, günahları kum yığınları kadar çok olsa bile Allah'ın bunları mağfiret edeceğini bildirmiştir. (Ebu Davud, Tatavvu 14)

ü  Hacet Namazı:
Dünyevi veya uhrevi bir haceti(isteği), derdi veya sıkıntısı olan kimse abdest alır, yatsı namazından sonra iki, dört veya on iki rekat namaz kılar, sonra Allah Teala'ya senada ve Hz. Peygambere salatü selâmda bulunur, bundan sonra hacet duasını okuyup, isteğinin gerçekleşmesini Yüce Allah'dan ister.
Hacet Duası:La ilahe illallahul-halimül-kerim. Sübhanellahi Rabbil-arşil-azim. El-Hamdü lillahi Rabbil-alemin, nes'elüke mucibati rahmetike ve azaime mağfiretike vel-ganimete min külli birrin ve's-selamete min külli ismin. La teda'li zenben illa gafertehu ve la hemmen illa mezahtehu ve la hacete hiye leke rizan illa kadayteha ya erhamerrahimin .”
Anlamı: "Halîm ve kerîm olan Allah'dan başka ilâh yoktur. Yüce arşın Rabbi olan Allah'ı tesbih ederim. Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Allah'ım! Rahmetini gerektiren şeyleri, kesin affını, her iyiliği elde etmeyi, her günahtan uzak olmayı senden dilerim. Affetmediğin hiç bir günah, feraha çıkarmadığın hiç bir tasa, senin rızana uygun olan hiç bir ihtiyacı da karşılamadan bırakma. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allahım" (Tirmizî, Vitr 17; İbn Mâce, 189)

ü  Yolculuk Namazı:
Yola çıkarken veya yoldan dönüldüğü zaman iki rekat namaz kılmak ve istiğfâr etmek, salavât-ı şerîfe getirmek, Fâtiha ve yedi âyet-el kürsî okumak menduptur.
Bu namaz, yolculuğa çıkarken işlerini kolaylaştırması ve sağ salim yuvasına kavuşturması için Rab Teâlâ’ya yakarmak, yolculuktan döndükten sonra da yuvasına, eşine, dostuna kavuşturduğu için şükür etmek için kılınır.

ü  Yağmur Duası, Hüsuf ve Küsuf Namazları:
Şiddetli kuraklığın hüküm sürdüğü zamanlarda, yağmur duası yapılabilir. Çünkü Kur'an'da Nûh, Mûsâ ve Hûd peygamberlerin kavimlerine su verilmesi için yaptıkları dualardan söz edilir. (Nûh, 71/10-12;.el Bakara, 2/60)
Ebû Hanîfe'ye göre istiska; dua ve istiğfardan ibarettir. Bu yüzden bu dua özel bir namaz kılmadan ve hutbe okumadan yerine getirilebilir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre ise, yağmur duası namazının, ihtiyaç varsa, hazarda veya seferde kılınması menduptur. Yağmur gecikirse bu dua günler boyu tekrarlanır. Çünkü Allah Teâlâ duada ısrarlı olanları sever (bk. el-Kasânî, el-Bedâyi', I, 282)
Küsûf namazı, Güneş tutulduğu zaman, bir beldede cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve kametsiz olarak en az iki rekat namaz kıldırır.
Hz. Peygamber güneş tutulduğu zaman iki rekat namaz kıldırmış ve arkasından şöyle buyurmuştur: "Bu olaylar Allah'ın büyüklüğünü gösteren delillerdir. Allah Teâlâ bunlarla kullarını korkutmak istiyor. Bunları gördüğünüz zaman, en son kıldığınız farz namaz gibi namaz kılın." (Buhârî, Küsûf 1,17; Ebû Dâvûd, İstiskâ 4,9)
Husüf namazı ise; Ay tutulduğu zaman müslümanların evlerinde teker teker bir halde ve küsûf namazı gibi gizli veya açıktan iki ya da dört rekat namaz kılmaları menduptur.



Mescid(Camii) ve Ezan Adabı


Mescid(Camii) ve Ezan Adabı

“Allah'ın mescidlerinde, Onun adının anılmasına engel olan ve mescitlerin harap olması için çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Böylelerinin, oralara korku içinde girmekten başka bir hakkı olmaz. Onlar için dünyada bir rezillik, âhirette ise büyük bir azap vardır.” (Bakara, 114)

ü  Ezan okumanın çok büyük fazileti vardır. Zira Ezan okuyana, onu dinleyen her mahlûk, ahirette ona şefaatçi olur.
Müezzinin sesini insan, cin ve sair her ne işitirse en uzağı bile Kıyamet günü onun lehinde şehadet eder.
Hz.Ebu Hüreyre(r.a) anlatıyor: Resülullah(a.s.v) buyurdular ki: "İnsanlar, eğer ezan okumak ile namazın ilk safında yer almada ne gibi bir hayır ve bereket olduğunu bilseler, sonra da bunu elde etmek için kur'a çekmekten başka çare kalmasaydı, mutlaka kur'aya başvururlardı." (Tirmizî, Salât 166) 
Resülullah(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah ve melekleri namazda birinci safa rahmet ederler. Müezzin, sesinin ulaştığı yere kadar mağfiret görür. Yaş ve kuru her ne sesini işitirse, onu tasdik eder. Ona, beraberinde namaz kılanların ecrinin bir misli verilir." (Nesai, Ezan 14)

ü  Müezzin ile beraber Ezanı tekrar etmek ve Ezan bitiminde, ezan duasını okumak da efdaldir.
Resülullah(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ezanı işittiğiniz zaman müezzinin söylediğini aynen (kelime kelime) tekrar edin. Sonra bana salât-u selâm okuyun. Zira kim bana salât-u selâm okursa Allah da ona on misliyle rahmet eder. Sonra benim için el-vesile’yi talep edin. Zira o, cennete bir makamdır ki, mutlaka Allah’ın kullarından birinin olacaktır. Ona sahip olacak kimsenin ben olmamı ümit ediyorum. Kim benim için Allah'tan el-Vesileyi talep ederse, şefaat kendisine vacip olur." (Müslim, Salat 11)

ü  Hem Ezan ve hem de Kamet bittikten sonra ayrı ayrı, her iki durumda da, dinleyen ve okuyanın Efendimize(s.a.v) salâvat getirmesi ve sünnetin talimi veçhiyle aşağıda arzedilen Ezan Duasını okuması sünnettir.
Ezan ve Kametten sonra okunan Dua: “Allâhümme Rabbe hâzihi'd-da'veti't-tâmme, ve's-salâti'l-kâime, âti seyidine Muhammedeni'l-Vesîlete, ve'l-fadîlete, veb'ashu makâmen mahmüdeni'llezî va'adtehu, innake la tuhliful miad” (Buhari, Ezan 8)

ü  Ezan ile Kaamet arasında yapılacak duaların kabul olunacağını Efendimiz(s.a.v) müjdelemiştir.
Bundan dolayıdır ki ezan ile kamet arasında dua edilmeli, dünyevi ve malayani konuşmalardan uzak durulmalıdır. Ezan ile Kamet arasında Ayet-el Kürsi okunması müstehabdır.
Resulullah(s.a.v) buyurdular ki: "Ezanla kaamet arasında yapılan dua reddedilmez (mutlaka kabule mazhar olur)." Öyleyse, “Ey Allah'ın Resulü, nasıl dua edelim?” dendi. "Allah'tan, dünya ve ahiret için afiyet isteyin!" dedi. (Ebû Dâvûd, Salât 35)

ü  Mescitler Allahu Teâlâ'ya ibadet amacıyla yapıldığı için büyük bir şerefe sahiptir. Bu yüzden mescitlere "Beytullah (Allah'ın evi)" denmiştir.
Camiye ibadet için giden mü'min, Allah'ın ziyaretçisi ve misafiri durumundadır. Ev sahibi, evine gelen misafirlerine ikramda bulunduğu gibi, camiye giden mü'minlere de Yüce Allah(c.c) büyük mükâfatlar verecektir. Bundan dolayıdır ki cami müdavini olmak ve Camilere gitmeyi alışkanlık yapmak büyük öneme haizdir.
Peygamber Efendimiz(s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Evinde güzelce abdest alıp camiye giden kimse Allah'ın ziyaretçisidir. Ziyaret edene Allah ikramda bulunacaktır." (Et-terğib vet-Terhib c.1 s.214)
Hz.Ebu Hureyre(r.a) anlatıyor: Resulullah(a.s.v) buyurdular ki: "Müslüman bir kimse, namaz ve zikir için mescidi vatan edindiği (çokca gitmeyi alışkanlık haline getirdiği) zaman, Allah'ın onun bu halinden duyduğu sevinç, tıpkı gurbette adamı olan kimselerin onun yanlarına dönmesiyle kavuşmaktan duydukları sevinç gibidir." (Kütüb-ü Sitte 6198)
Resulullah(a.s.v) bir defasında yanındakilere: "Allah'ın, kendisiyle hataları örtüp, sevapları artırdığı şeyi size göstereyim mi?" demişti. Ashab: "Evet söyleyin ey Allah'ın Resulü!" dediler. Bunun üzerine: "O şey, zahmetli durumlarda bile abdesti tam almak, mescidlere çok adım atmak, namazdan sonra müteakip namazı beklemek!" buyurdular. (Kütüb-ü Sitte 6192)
Başka bir hadislerinde Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Dünyada garipler 4’tür. Zalimin göğsündeki (zihnindeki) emri tutulmayan Kur’an; Bir topluluk ortasında bulunup ta içinde namaz kılınmayan cami; Bir evde bulunup ta, kabından çıkarılıp okunmayan Kur’an; Kötü huylu insanlar arasında kalan iyi huylu kişi…” (Deylemi)

ü  Mescid(Cami) inşa etmenin çok büyük ehemmiyeti vardır.
Kur'ân-ı Kerim'de bir ayette, mescitleri yapacak olanlarda dört ana vasfın arandığı görülmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı gereği üzere kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başka kimseden korkmayanlar imâr eder. İşte bunların doğru yolda olup başarıya ulaşacakları umulur." (Tevbe, 9/8)
Resûlullah(s.a.v) buyurdular ki: "Kim, Allah'ın rızasını talep ederek bir mescid inşa ederse, Allah ona cennette bir ev inşa eder." (Müslim, Mesacid 25)
 
ü  Bir mescide sağ ayakla girilir, Resulullaha (s.a.v) salâtü selâmdan sonra, "Allahümme'ftah aleynâ ebvâbe rahmetike (Allahım, bizlere rahmet kapılarını aç)" diye dua edilir.
Çıkarken de önce sol ayağı dışarıya atarak,"Allahûmme'ftah aleynâ ebvâbe fadlike (Allahım, bize lütuf ve kereminin kapılarını aç)" diye duada bulunmalıdır.

ü  Mescide ilk girişte, selâmlama anlamında Allah rızası için en az iki rekât nafile "Tahiyyet-ül mescit" namazı kılınması sünnet olup, mescitin manevî havasına intibakı sağlar.
Bir mescide girip de, meşguliyetinden veya vaktin keraheti gibi bir sebebden dolayı Tahiyyatü'l-Mescid namazını kılamayacak olan bir müslümanın: "Sübhanellahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" demesi de müstahab görülmüştür.
Hadiste şöyle buyurulur: “Sizden her kim mescide girerse iki rekat namaz kılmadan oturmasın.” (Buhârî, Salât 60, Teheccüd 35; Müslim, Misâfirîn 69, 70; Tirmizî, Salât 118)

ü  Mescitlerde yüksek sesle konuşmak mekruhtur. Ancak vaiz, hatib ve öğrencilerine ders vermekte olan Üstad, sesini duyurmak için yükseltebilir.
Namaz kılanlara zarar vermemek şartıyla, Kur'ân-ı Kerîm okuyanların veya Allah'ı zikredenlerin seslerini yükseltmeleri caizdir.

ü  Namaz için mescide gelenlerin, kendi durumuna göre en temiz ve en güzel giysilerini giyinmeleri, cemaatı nefret ettirecek soğan, sarımsak gibi şeyleri namaz öncesinde yemekten sakınması, cemaata ve mescide olan saygının gereğidir.
Kur'ân-ı Kerîm'de "Ev Ademoğulları! Her mescide gidişinizde, temiz ve güzel elbiselerinizi giyinin" buyurulmaktadır. (A'râf, 7/31).
Hz.Cabir(r.a.) Resûlullah'ın(a.s.m) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Sarımsak ve soğan yiyen kimse bizden uzak dursun yahut mescitlerimizden uzaklaşsın, evinde otursun." (Buhârî, Et'ime 49)

ü  Mescidleri temizlemek ve temiz tutmak gerekir.
Resulullah(a.s.v) buyurdular ki: "Kim mescidden insanlara rahatsızlık veren bir şeyi çıkarırsa, Allah Teala Hazretleri ona cennette bir ev yapar." (Kütüb-ü Sitte 6184)

ü  Namaz kılanın önünden geçmek caiz değildir. Ancak mescitte ön saflarda boş yer varken arka safta namaza duranın önünden geçip ileri saflara geçilebilir.
Burada önünden geçilen kimse cami adabına uymayarak kendi saygınlığını kendisi yitirmiştir.
Büyük camilerde ayaklar ile secde yeri arasından; küçük camilerde ise ayaklar ile kıble duvarı arasından geçen günaha girer.
Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyurdular ki; “Namaz kılanın önünden geçmenin günahını bilen, geçmeyip yüz yıl durmayı tercih eder.” (İbni Mace)
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namaz kılarken, hırçın bir çocuk, namazını kat’edip geçtiğinden, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
             demiş. Ondan sonra çocuk daha yürümemiş öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş. (Mektubat, 19.Mektub)

ü  Mescidler gayesi haricinde kullanılmamalıdır.
Hz.Büreyde(r.a) anlatıyor: Bir adam mescidde yitiğini ilan etti ve: "Kim kızıl deveyi gördü?" dedi. Bunu işiten Aleyhissalâtu vesselâm: "Bulamaz ol! Mescidler neye yarayacaksa onun için inşa edilmiştir, gayesinden başka maksadla kullanılamaz!" buyurdular. (Müslim, Mesacid 80)

ü  Mescidler mütevazı olmalı.
Resulullah(a.s.v) buyurdular ki: "Ameli bozulan her kavim mescidlerini süslemeye yönelmişti.” (Kütüb-i Sitte Terc. c.17, s.6)

ü  Bir kimsenin, kendi mahalle veya köyü mescidinde namaz kılması, diğer mescidler de namaz kılmasından daha faziletlidir, diğer mescidlerin cemaatı ister daha çok veya ister daha az olsun.
Yalnız bir mescidin imamı daha salih ve alim olursa, orada namaz kılmak daha faziletlidir. Bu konuda sadece Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi'de kendilerine has bir özellik ve üstünlük vardır. Bunlarda kılınan namazların sevabları kat kat ziyadedir.

ü  Mescite abdestli olarak girilir.
Mescitlere namaz için olmaksızın çocukları, akıl hastalarını sokmak veya mescidin içinden zaruret bulunmadıkça yol gibi geçmek uygun görülmemiştir.